Onur Bilge Kula: ‘Toplumsal adaletsizlik, eğitimi de niteliksizleştiriyor bunun çaresi de yine eğitim…’

onur bilge kula toplumsal adaletsizlik egitimi de niteliksizlestiriyor bunun caresi de yine egitim UiQwQJHj

– 1784’te, eğitimde özellikle aklı güçlendirmeye odaklı bir tasarım sunan Kant’la başlıyor “Aydınlanma Eğitim Felsefesi – Eğitim ve Bilimin Sefaleti” isimli incelemeniz. Başta Kant, Fichte, Schelling, Hegel ve Feuerbach’ın olmak pek çok düşünürün hür yaklaşım ve katkılarını inceliyorsunuz. Bu düşünürler eğitimi nasıl bir süreç olarak tanımlar?

Kant’ın “Eğitim, salt insanlığı amaçlamalıdır; insanın insanlaşmasına ortam hazırlamalıdır” sözünü izleyen aydınlanmacılar eğitimi, eşitlikçi, özgürlükçü, üretken ve çok yönlü insanlar yetiştirme süreci olarak tanımlar. Böyle bir eğitim dizgesi geliştiren toplumlar ilerler, bu ilkelere uymayanlarsa geriler. Özgürlüğü bir insan hakkı olarak gören Aydınlanmacı eğitimin başlıca amacı, insanı her türlü bağımlılıktan kurtarma, salt özünün egemeni durumuna getirmektir. Öğretmenler bu amaca göre yetiştirilmeli; ders kitapları bu amaca göre hazırlanmalıdır. Eğitim, Marx’ın deyişiyle, dünyayı anlamayı, değiştirmeyi ve her türlü sömürüyü ortadan kaldırmayı hedeflemelidir.

AKP BAĞIMLILAŞTIRIYOR

– Günümüz eğitim kuramında bu düşünürlerin katkıları ne denli göz önünde bulunduruluyor sizce?

Atatürk Devrimleriyle kurumsallaştırılan Cumhuriyetin kuruluş aşamasında bu ilkeler uygulanmış ve ilerleme gerçekleşmiştir. AKP eğitimde Aydınlanma birikimini yok saymakta, eğitimi, eğitilenleri bağımlılaştırmak için araçsallaştırılmaktadır. Kitabımın “Eğitim ve Bilimin Sefaleti” alt başlığı taşımasının nedeni budur. “Dindar ve kindar” insan tipi yetiştirmeyi amaçlayan dincilikırkçılık karışımı anlayış, özgür akıl ve eleştirel düşünceyi köreltmek suretiyle, uydu kişilikler yetiştirmek istemektedir. Ancak bu anlayış ve uygulama sürdürülemez; çünkü toplumun yüzde 60’ından fazlası çocuklarının laik-bilimsel-çoğulcu bir eğitim almasını istemektedir.

EĞİTİM, SÖMÜRÜYÜ AZALTMALI

– N. Konstantinovna Krupskaya’nın “Dünyasal Okul Üzerine” (1918) adlı yazısının Türkiye’de eğitimin bugünkü durumuyla ilişkilendirilerek değerlendirilmeye elverişli olduğunu vurguluyorsunuz. Bu bağlamda hangi sonuçlara vardınız?

Ekim Devrimi’nden sonra toplumcu ve üretken eğitim düzeninin kurulmasına önderlik eden Krupskaya’nın dört ciltten oluşan toplu yapıtlarını taradım. Krupskaya açısından eğitim, sömürüyü ve bağımlılıkları ortadan kaldırdığı ölçüde demokratik-toplumcu bir nitelik kazanabilir. Eğitimin dünyasallaşması ve demokratikleşmesi için, devletin din karşısında “yansız” olması gerekir. Devlet, dini, halkı tutsaklaştırmak için kullanamaz. Sosyalist toplum düzeninde genç bireyler, bir dinin ya da inancın savaşçısı durumuna getirilemez.

– Eleştirel Aydınlanma eğitiminin temel ilkeleri ve ülkülerini irdelerken, ırkçılığın eğitime sinme yöntemlerini nasıl çözümlüyorsunuz ve karşısındaki Aydınlanma duvarını nasıl ortaya koyuyorsunuz?

Aydınlanma eğitimi, ulusseverlik ile etnik ulusçuluğu ayırır; çünkü ulus ve ulusseverlik önemli değerlerdir; ırkçılık ise bu değerleri değersizleştiren ideolojidir. Bu nedenle, aydınlanmacı eğitim, ırkçılık karşıtı eğitimdir. Irkçılık, eğitim dizgesini kullanarak uygarlığı barbarlığa dönüştürmeye uğraşır. Öte yandan, aydınlanmacı eğitim, özgür ve eleştirel düşünen öğretmenler ve çoğulcu-demokratik içerikli ders kitaplarıyla olanaklıdır. Bu bakımdan, TÖS, TÖBDER, Eğitim-Sen ve Eğitim-İş gibi öğretmen örgütlerinin önderliğinde toplumsal ilerleme için savaşım veren öğretmenler, aydınlanmacı eğitimin güvencesidir.

TOPLUM YOKSULLAŞIYOR

– Soru net: İncelemenizde “Ulusların düşüşü ve yükselişi neye bağlıdır” sorusuna getirdiğiniz yanıt nedir?

İlerleme-gerileme, coğrafya, kültür ve din ile açıklanamaz. Her ulus, her kültür ve her din, ilerleme ve gerileme gizil gücünü içinde taşır. Devlet aygıtını, kapsayıcı demokratik kurumlara ve evrensel hak ve özgürlüklere dayandıran bir ulus ilerler. Bunu yapmayan devlet ve toplum ise geriler. Gerileme ise tek kişi ya da çok küçük bir kümede toplanan devlet erkinin, dar bir çevrenin çıkarları için kullanılmasının bir sonucudur. Böyle bir devlet yönetiminde bağımsız yargı denetimi olmadığı için, söz konusu küçük topluluk sürekli varsıllaşırken, toplum yoksullaşır.

ÜNİVERSİTE ÖZERK OLMALI

– Eğitim düzey ve yaklaşımlarını yüksekokul ve üniversite bağlamlarında kıyaslarken dünyadan verdiğiniz örnekler arasında Almanya başı çekiyor. Alman eğitim sistemi nasıl?

Bilimin kaynağı, kuşku, eleştirel düşünme ve özgür akıldır. Bilim nesnel tindir, bu nedenle bilimci nesneldir. Üniversite hazır bilgileri yinelemez, yeni bilgi üretir. Bilimci, yeni bilgiler geliştiren yeni ufuklar açan çok yönlü insandır. Yeniyi üretmek, sınırları aşmakla olanaklıdır. Bilimci özünden de özgür olan insandır. Üniversiteyi üniversite yapan akademik özgürlük, bilmeyi engelleyen her şeyin karşıtıdır. Bilimci, Feuerbach’ın deyişiyle, cesaretli bir hak ve hakikat savaşımcısıdır. Saygınlık ve varsıllık peşinde koşmaz. Üniversite özerkliğiyse, bilimciler ve öğrencilerin özgür seçimleriyle, üniversite yöneticilerini ve yönetim ilkelerini belirlemeleri demektir. Türkiye’deki üniversiteler bu niteliklerden tümüyle yoksundur. Ülkemizde akademik özgürlük, bilimcilerin çoğunluğu ve politik erk tarafından bir “değer” olarak görülmemektedir. Türkiye’de üniversitelerin ve bilimin durumunu “sefalet” olarak nitelendirmemin nedeni budur. Ancak bu böyle sürmez. Bilim ve üniversitenin sefaletini, sayıları giderek azalsa da, yine özgür ve eleştirel bilimciler ortadan kaldıracaktır.